Vocational Education in EU Countries

Eğitim, tüm toplumların ekonomik, teknik, sosyal, kültürel ve politik gelişmelerini doğrudan doğruya etkilediği için, toplumların önde gelen sorunlarından biri olmaktadır. Her toplumun, eğitimini kendi ihtiyaçlarına göre düzenlemesi gerekir. Bu düzenlemeler, ihtiyaçlar değiştikçe zamana göre yeni biçimler almak zorundadır. Bu ihtiyaçları karşılayabilecek işgücünün eğitimi, sosyal, sayısal ve okur- yazarlık becerileri yanında çözümsel düşünme, problem çözebilme ve ekip çalışmasında rol alma yeteneklerini de kapsamalıdır.

Gelişmiş toplumların yapılandırılmalarında meslek edinme önemli bir noktadadır. Devlet başta olmak üzere birçok kuruluşun ancak, mesleki faaliyette bulunan insan gücü yaşayabildiği gerçeğini bilmektedirler. Yaşanan teknolojik gelişmeler, birçok iş kolunda değişikliklere neden olurken, birçok yeni meslek dalının ortaya çıkmasını da beraberinde getirmektedir.

Almanya’da, 2000-2007 yılları arasında 26 yeni meslek ortaya çıkarken, 76 meslek kolunda ise güncellemeler yapılmıştır 21 (Thelen, 2007: 247). Gelişmiş toplumlarda meslek dalları doğru oranda dağıtılmıştır. Bunun için de her kuruluşta yeterli iş gücü bulunmaktadır.

Avrupa Birliğinde eğitim ve özellikle mesleki eğitim büyük önem taşımaktadır

Avrupa Birliği genç nüfusa yönelik oluşturduğu programlarla hayata atılmaya hazırlık evresinden iş hayatına kadar olan süreçte yapması gereken çalışmaları finanse ederek, onların üretime katkıda bulunmalarını sağlamaktadır.

AB ülkeleri arasında mesleki eğitim ve öğretim sistemleri incelendiğinde farklı yaklaşım ve modellerin olduğu görülmektedir. Özellikle sanayileşmiş ülkelerde mesleki eğitim modelleri ve verilen eğitimin türü ve eğitimin verildiği kuruma göre iki grupta toplanabilir:

– Tam zamanlı Mesleki Teknik Eğitim Modeli

– Çıraklık Eğitim Modeli

Tam zamanlı eğitim modeli 8-10 yıllık zorunlu eğitime dayalı olarak okul içinde gerçekleştirilmektedir. Model, zorunlu eğitimden sonra gençleri kısa yoldan hayata ve iş alanlarına ya da belirli bir başarı düzeyini tutturanları yükseköğretime yöneltmektedir.

Pahalı olan ve okul donanımının sürekli olarak yenilenmesini gerektiren bu model, eğitime önemli ölçüde kaynak ayıran İsveç, Fransa, Belçika ve İtalya gibi ülkelerde uygulanmaktadır (TİSK, 1997: 65-66).

Çıraklık eğitim modelinde ise meslek eğitimi, devlet ve özel işletmeleri iş birliği ile gerçekleştirilmektedir.

Almanya’da ikili eğitim (dual sistem) olarak belirtilen bu modelde teorik eğitim meslek okulunda, uygulama iş yerinde yapılmaktadır.

Çıraklar genellikle dört gün iş yerine, bir veya iki gün okula gitmektedirler. Almanya, İsviçre, Avusturya gibi ülkelerde meslek eğitimi, çıraklık eğitimi yoluyla yapılmaktadır.

Bu modeller, her ülkede bir arada uygulanmakta, ancak bunların birine ya da ötekine verilen ağırlık ülkelere göre değişmektedir. (Aykaç, 2002: 155).

 Buna göre ülkeleri üç grupta toplamak mümkündür:

1. Tam zamanlı meslek modeline ağırlık veren ülkeler: Belçika, Fransa, gibi.

2. Çıraklık eğitimi modeline ağırlık veren ülkeler: Almanya, Danimarka gibi.

3. Her iki modele de ağırlıklı olarak yer veren ülkeler: Hollanda, İngiltere, gibi (M.E.B, 2001: 297) AB eğitim programları kapsamında serbest dolaşım çok önemli bir yere sahiptir. Serbest dolaşım eylemleri kapsamında işgücünün ülkelerarası hareketliliği ve eğitim isteğinin farklı ülkelerde yürütülebilmesi mümkün kılınmıştır (Tuncer ve Taşpınar, 2004:

6). Serbest dolaşım kavramı mesleki eğitimin yapılması, mesleki yeterliklerin tanınması ve mesleklerin icrası konularında AB’nin hareket noktasını oluşturmaktadır (Tuncer ve Taşpınar, 2004:

5). Avrupa Birliği’nde meslek sahibi kişilerin serbest dolaşımı, özellikle üye ülkelerde meslekî eğitim standartlarında uyumu ve konuya ilişkin ilkeleri geliştirilmesini sağlamıştır. Bu ilkelerden bazıları şu şekilde belirlenmiştir:

– Herkes için uygun ve yeterli meslekî eğitim sağlayacak koşulların hazırlanması,

– Tüm sektörlerde ihtiyaç duyulan iş gücünün yetiştirilmesi için imkânlar oluşturulması,

– Yeni teknolojilere uygun beceriler edinilmesinin sağlanması ve bu alanda üye devletlerle iş birliği yapılmasıdır (TİSK, 1997: 66).

1963 yılında Konsey tarafından karşılaştırılan meslekî eğitim alanında ortak bir politika uygulanmasıyla ilgili on ilke çerçevesinde Kalifikasyonların eşdeğerliliği, genç işçilerin değişimi ve meslekî yönlendirme prensipleri getirilmiştir.

1976 yılında kabul edilen eylem programında ise,

– Eğitim sistemlerinin iyileştirilerek ortak bir seviyeye getirilmesi,

– Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, – Yabancı dil eğitiminin geliştirilmesi,

– Yükseköğretimde işbirliğine gidilmesi,

 – Göçmen işçiler ve çocukları için kültürel ve meslekî eğitim projeleri uygulanması, – Gençlerin öğrenim hayatından iş hayatına geçişini kolaylaştırıcı düzenlemeler yapılması ve gençlerin istihdamının teşvik edilmesi,

– Yeni teknolojilerin kullanımına yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi gibi alanlara öncelik verilmesi kararlaştırılmıştır (M.E.B, 2006: 297). Bakanlar Konseyinin kararı ile 10 Şubat 1975 tarihinde Berlin’de kurulan

Avrupa Meslekî Eğitim Geliştirme Merkezi (CEDEFOP)

meslekî eğitim programları arasında koordinasyon sağlanması, yeni teknolojiler ve yeni üretim metotlarının meslekî eğitime yansıması gibi konularda çalışmalar yapmaktadır (European Commission, 2000).

Cedefop, üye devletlerin eğitimle ilgili ortaya koyduğu politikaları izler ve bu politikalarla ilgili raporlamada bulunur. Ortak Avrupa öncelikleri, ilke ve araçlarının uygulanmasında kaydedilen gelişmeyi analiz eder. Ayrıca Cedefop bu ortak Avrupa yaklaşımlarının tasarlanması, geliştirilmesi ve uygulanmasına da yardımcı olur.

Örneğin Cedefop, diğer bir Üye Devlet’te okumayı ve çalışmayı daha kolay hale getiren Europass, Avrupa nitelikler çerçevesi ve mesleki eğitim ve öğretim için Avrupa kredi sisteminin geliştirilmesi sürecine de katılmaktadır. Cedefop, genel eğitimden çok mesleki eğitim ve öğretimin kişilere, girişimcilere ve daha geniş anlamda ekonomi ve toplumumuza sağladığı belirli yararları ele almaktadır.

Cedefop yaygın eğitimi geçerli hale getirmek, mesleki rehberliği geliştirmek ve eğitimin kalitesini güvence altına almak için ortak Avrupa ilkeleri geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Bu ilkeler, insanlara kariyerleri süresince öğrenmeye devam etmeleri ve nasıl elde edildiğine bakılmaksızın bu öğrenmeden yararlanmaları için yardım etmeyi hedeflemektedir.

Beceri taleplerinin nasıl değişeceğini ve bu durumun bizim ne öğrenmemiz gerektiğini ne şekilde etkilediğini daha çok anlamamız gerekmektedir.

Bu nedenle Cedefop, arz ve talebin mesleğe ve sektöre göre düzenli tahmin çalışmalarını yapar ve ortaya çıkabilecek uyumsuzlukları belirler.

Avrupa’daki 24 beceri ihtiyaçlarının öngörülmesi konusunda ortak bir yaklaşımın tasarlanması üzerinde çalışmaktadır. Cedefop yaptığı araştırmada, bilgi ve becerileri nasıl elde ettiğimizi ve öğrenmenin ne şekilde ölçüldüğünü incelemektedir. İnsanlar farklı ortamlarda- işte, boş zamanda, yurtdışında ve okul, kolej ve üniversitelerde öğrenirler.

Cedefop bunun kurumlar, müfredatlar, öğretme metotları ve öğrenmeyi değerlendirme yolları için ne anlama geldiğini ele almaktadır.

Avrupa’nın refahının artması için bilgi ve beceri tabanını sağlamak amacıyla, 32 ülkenin Avrupalı bakanları, Avrupa komisyonu ve Avrupa sosyal tarafları, 2002 yılında Kopenhag sürecinde Mesleki Eğitim için bir politika gündemi üzerinde mutabakata varmışlardır:

– Her iki yılda bir sürecin gözden geçirilmesi,

– Mesleki Eğitimin kalitesi, çekiciliği,

– İyi yönetimi ile ortak Avrupa ilke ve araçlarının uygulanmasına yönelik hedeflenen tarihlerin tutturulması için gerçekleştirilen çabalar üzerindeki odağın altını çizmiştir.

Ülkeler, eşitliğin ve işgücü piyasası açısından önemin vurgulandığı bu alanlarda çalışmalar yapmıştır. CEDEFOP’un analizi ve ülkelerin öz değerlendirmeleri, 2008 yılında ulusal öncelikler ile Avrupa gündeminin birbirine daha yakın hale geldiğini göstermektedir. Her ne kadar ilerleme çeşitlilik gösterse de, bir Avrupa Mesleki Eğitim alanı ortaya çıkmaktadır.

AB’deki ortaöğretim mezunlarının %50’sinden fazlası mesleki ve ön mesleki eğitim programlarından gelmektedir, ancak ülkeler arasında farklılıklar bulunmaktadır. Mesleki Eğitim mezunlarının sayısını arttırmak amacıyla, birçok ülke her türden kabiliyet ve geçmişe sahip daha fazla genci Mesleki Eğitime çekmeye çalışmaktadır. Ancak, demografik değişim ve artan beceri ihtiyaçları nedeniyle daha fazla çaba gösterilmesi gerekmektedir.

1988 yılında Konsey, en az üç yıl süreli meslekî eğitim ve öğretim sonucu verilen yüksek eğitim diplomalarının tanınması yönergesini kabul etmiştir. Yönergede orta öğretimden sonra, 3 yıl ve daha fazla eğitim görmüş olan üye devletler vatandaşlarının diğer bir üye devlette, kabulün teknik ve moral niteliklerine sahip olma şartlarına bağlı olduğu iş ve mesleklerde çalışmalarına olanak tanındığı ortaya çıkmıştır.

Bu amaçla eğitim yapılanmalarını Socrates (Erasmus, Comenius, Grundtvig v.b.), Leonardo da Vinci, Youth for Europe ve ilgili konularda bilgi ihtiyacını karşılayacak Eurydice, Enic, Naric, Arion isimleri altında organize etmiştir. Ülkeler, düşük beceri sahibi kişiler, göçmenler, etnik gruplar, okuldan erken ayrılanlar, yaşlı işçiler ve engelliler için giderek artan bir şekilde hedefe yönelik Mesleki Eğitim ve destek sağlamaktadır.

Bu tedbirler, eğitimden çalışma hayatına geçişi veya tekrar eğitim ve öğretime dönülmesini ve sonra işgücü piyasasına geçişi kolaylaştırmaktadır. Başarılı uygulama örnekleri, ihtiyaca göre hazırlanmış eğitimden herkesi kapsayan eğitime kadar çeşitlilik göstermektedir.

Bazı ülkeler, kişilerin eğitim ve öğretimde kalmasını veya sisteme yeniden giriş yapmalarını teşvik etmek amacıyla çıraklık veya öğrenci statüsünde iş başında öğrenme eğitimlerini (tekrar) uygulamaya koymaktadır.

Rehberlik ve danışmanlık hizmetleri iş ve öğrenme konusunda yapılan tercihlerde destek sağlamakta ve yaygın ve gayrı resmi öğrenime geçerlilik kazandırılması, işgücü piyasasında edinilen beceri ve bilgilerin daha iyi kullanılması için bir araç oluşturmaktadır.

Göçmenlerin Mesleki Eğitimde başarılı olmalarına yardımcı olmak amacıyla hedefe yönelik destek, danışmanlık ve dil öğrenimini birleştirme eğilimi bulunmaktadır.

Yabancı dil becerileri, öğrenme ve çalışmada hareketlilik ve Avrupa işletmelerinin rekabet gücü için elzemdir. AB’nin amacı, en azından iki yabancı dil öğrenilmesidir, ancak meslek lisesi mezunlarının %28’i bunu yapmaktadır. Hareketliliğin arttırılması için, bazı ülkeler öğretmen ve eğitici eğitimlerine yabancı dil öğrenimini de dâhil etmektedir. Sınır aşan öğrenme, kişisel, profesyonel ve kültürler arası becerileri 26 geliştirebilir. Her ne kadar ülkeler hareketliliği desteklese de, Mesleki Eğitim öğrencilerinin sadece %0.3’ü AB hareketlilik programlarına (Leonardo da Vinci) katılmaktadır.

AB’ye üye ülkelerin mesleki eğitim konusunda yaptıkları işbirliğini artırmak amacıyla AB Eğitim Bakanları, Avrupa Sosyal Ortakları ve Avrupa Komisyonu tarafından 7 Aralık 2010 tarihinde “Brüj Bildirisi (Bruges Communique)” yayınlanmış; Bildiri’de, bireylerin becerilerinin geliştirilmesi ve işgücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesi için kaynak ayırmanın önemi vurgulanmış, bu doğrultuda mesleki eğitimin rolüne dikkat çekilmiştir (TİSK, 2013: 135).

Avrupa Komisyonu ayrıca 20 Kasım 2012 tarihinde “Eğitimin Yeniden Ele Alınması: Daha iyi Sosyo-Ekonomik Sonuçlar için Becerilere Yatırım (Rethinking Education: Investing in Skills for Better Socio-Economic Outcomes)” başlıklı bir Bildiri yayınlamış, Bildiri’de; eğitim ve öğretimin bütün seviyelerinde çapraz ve temel becerilerin geliştirilmesine daha fazla odaklanılması ve yüksek kalitede mesleki ve teknik eğitim sistemlerinin kurulması ve iş başında öğrenme düzeyinin artırılması için daha fazla yatırım yapılması önerilmiştir (TİSK, 2013: 135).

Mesleki Eğitim, Avrupa işbirliğinin de güçlü desteği ile sistemik bir değişim geçirmektedir.

Avrupa’nın karşılaştığı başlıca güçlükler ve öncelikleri, önem verilen alanlarda bazı değişiklikler olmaktadır.

Ülkeler, ulusal ve Avrupa çapında mesleki eğitim politika gündemlerinin aşağıdakilere odaklanacağını öngörmektedir:

– Müfredat ve öğretimi temel alan öğrenme çıktılarının yanı sıra yeterliğin ölçülmesi, değerlendirilmesi ve geçerliliğinin verilmesi için geliştirilmiş yöntemler;

– Ulusal yeterlilik çerçevelerinin yanı sıra, ortak Avrupa araçları, ilkeleri ve rehberlerinin uygulanmasına devam edilmesi;

– Avrupa araçlarının daha tutarlı hale getirilmesi ve yaygın ve gayrı resmi öğrenmenin daha geniş çapta gerçekleştirilmesi için Kopenhag ve Bologna süreçleri arasında daha iyi bağlar oluşturulması;

– Kalitesinin iyileştirilme ile güven ve kontrol arasında ve mükemmeliyet ve hakkaniyet arasında doğru dengenin bulunması yoluyla mesleki eğitimin daha çekici hale getirilmesi;

– Mesleki Eğitim öğretmen ve eğiticilerinin hem yüksek yeterliğe sahip öğretmenler olması hem de her işten anlayan kişiler olmasına yönelik talebin oluşturduğu ikilemin çözümlenmesi;

– Mesleki Eğitimin içerik ve metodolojisinin incelenmesi;

– Risk altındaki kişilerin, özellikle düşük beceri düzeyine sahip kişiler, okulu erken bırakanlar, yaşlı işçiler ve göçmenler ile çalışma ve aile hayatı gerekliliklerini bir arada yerine getirmek zorunda olan kişilerin desteklenmesi için daha fazla eğitim fırsatı ve farklı nesiller arası öğrenme fırsatları sunulması;

– Yabancı dil becerilerinin iyileştirilmesi ve yurtdışında edinilen yeterliklerin tanınması yoluyla mesleki eğitimde sınır aşan öğrenme ve iş hareketliliğinin arttırılması;

– Özerklik, hesap verebilirlik ve öğrenme ortaklıkları temelinde, her seviyede yönetimin iyileştirilmesi ve ulusal ve AB Mesleki Eğitim fonlarının etkin tahsisi, eşitlikçi dağıtımı ve sürdürülebilirliğinin sağlanması;

– Gelecekte ortaya çıkabilecek beceri ihtiyaçlarının önceden tahmin edilmesi ve Mesleki Eğitimin bilgi temelli ekonomi ve demografik değişimin ihtiyaçlarına karşılık verebilme gücünün desteklenmesi. İlerlemenin izlenmesi, ortak araştırma ve değerlendirmeler, mesleki eğitim için kıyas kriterleri ve verilerin iyileştirilmesi, bilgi sahibi olarak mesleki eğitim politikalarının belirlenmesi için ön koşullardır.

Politikanın öğrenilmesi ve desteklenmesi giderek önem kazanmaktadır. Kavramların ve araçların, Avrupalılar tarafından faydalanılabilmeleri için toplumun her kesiminde anlaşılabilmeleri gerekmektedir. Bunun gerçekleşmesi, zaman almaktadır. Süreklilik, konsolidasyon ve değişimin bağdaştırılması kolay değildir. Türkiye Konsey kararı ile 11 Haziran 1999 tarihinde Leonardo da Vinci, 3 Şubat 2000 tarihinde de Sokrates programına katılmaya hak kazanmıştır.

Türkiye, AB’nin Avrupa Akdeniz Ülkeleri iş birliği (MEDA) programları çerçevesinde “Meslekî Eğitim  ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi” ve “Temel Eğitimin Desteklenmesi” projelerine de katılmaktadır (M.E.B, 2006: 297)

 

Kaynak: Neslihan AKDEMİR KAPLAN

 

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız